3. ÜNİTE : BÖLGEMİZİ TANIYALIM KONU ÖZETİ

 

Yüzey Şekilleri

Yeryüzünde her yerin aynı yükseklikte olmadığını görürüz. Bu farklılığın nedeni yeryüzü şekilleridir. Dağlar, tepeler, ovalar vb. yeryüzü şekilleridir. Yeryüzündeki bütün yükseklikler deniz seviyesine göre hesaplanır. Deniz seviyesi sıfır metre olarak kabul edilir.

Yurdumuzun kabartma haritası incelendiğinde yeryüzü şekillerinin çeşitli olduğu görülür.

 

 

Yeryüzü şekillerini kısaca inceleyelim:

 Dağ: Çevresine göre yüksek olan yeryüzü şekilleridir. Kimi dağlar bulunduğu yerde tek başına yükselirler. Bu dağlara tek dağlar denir. Bazı dağlar ise sıralar hâlinde uzanırlar. Bu dağlara da sıradağlar denir.

Yurdumuz dağlık bir ülkedir. Dağların önemli bir kısmı genç ve yüksektir. Yurdumuzda yükseklik batıdan doğuya doğru artar. iç ve Doğu Anadolu'da sönmüş volkanlar vardır.

Ülkemizde Akdeniz ve Karadeniz bölgelerinde dağlar kıyıya paralel olarak, Ege Bölgesi'nde de kıyıya dik olarak uzanır.

Geçit: Dağlık bölgelerde ulaşım oldukça zordur. Dağlık alanlarda ulaşıma imkân veren bölümlere geçit denir.

Ova: Çevresine göre alçakta kalmış ve vadilerle derin yarılmamış düzlüklerdir. Bu yerlerde akarsular, derin vadiler açmadan yüzeyden akar. Yurdumuzda çoğunlukla kıyı ovaları olduğu gibi, iç kısımlarda yüksekte olan ovalar da vardır.

 

Plato: Çevresine göre yüksekte kalmış ve derin akarsu vadileri ile yarılmış düzlüklerdir.
Yurdumuzun iç ve Güneydoğu Anadolu bölgeleri geniş platolarla kaplıdır.

Körfez: Denizlerin karaların içine doğru uzanmış durumudur.

Akarsu: Yağmurların, eriyen kar sularının ve kaynaklarda oluşan suların hemen hemen hepsi yeryüzünde eğim boyunca akar. Bu sular bir yatakta akmaya devam eder ve akarsuları oluşturur. Akarsuların bir kısmı denizlere, bir kısmı göllere dökülür. Bir kısmı ise buharlaşarak kaybolur veya bir bataklıkta sona erer.

Yurdumuzun akarsuları hızlı akışlıdır. Baraj yapmaya elverişlidir. Suları bazen çok, bazen az aktığı ve eğim fazla olduğu için akarsularımızda taşımacılık yapılamaz.

Boyları kısa, suları az olan akarsulara dere denir. Derelerin birleşmesiyle çaylar, çayların birleşmesiyle ırmaklar (nehirler) oluşur.

Delta: Denize birkaç ağızla ulaşan bazı akarsuların kıyıda ve denizde oluşturduğu üçgen veya çatal biçiminde alanlar.

Göl: Yeryüzündeki çukurların bazılarında sular birikir ve gölleri oluşturur. Meydana gelen bu göllerin bazılarının suyu tatlı, bazılarının tuzlu ve bazılarınınki sodalı veya acıdır.

Su taşkınlarını önlemek, elektrik santralleri kurmak ve sulama yapmak amacıyla akarsular üzerinde barajlar yapılmıştır. Barajların gerisinde çukurluklarda su birikir. Buna baraj gölü denir.

Coğrafi bölge, taşıdığı belirli coğrafi özellikleriyle etrafından ayrılan, ancak kendi sınırları içinde benzerlik gösteren en büyük coğrafi birimdir. Her coğrafi bölge kendine özgü yeryüzü şekillerine sahiptir.

Yurdumuz yedi coğrafi bölgeye ayrılmıştır:

Marmara Bölgesi

Karadeniz Bölgesi

Ege Bölgesi

Doğu Anadolu Bölgesi

Akdeniz Bölgesi

Güneydoğu Anadolu Bölgesi

İç Anadolu Bölgesi

 

 

Coğrafi bölgelerimizi belli başlı yeryüzü şekilleri yönünden inceleyelim:

                                                    Marmara Bölgesi

 

 

 

 

 

 

Marmara Bölgesi yeryüzü şekilleri bakımından sade bir bölgedir. Bölge genel olarak alçak tepelik alanlara ve düzlüklere sahiptir. Bölgenin dağları arasında Yıldız Dağları, Biga Dağları ve Uludağ sayılabilir. Genellikle düzlüklere sahip bu bölgede Sakarya, Ergene ve Bursa ovaları gibi verimli ovalar vardır.

Çatalca - Kocaeli, Ergene Havzaları da bu bölgededir. Marmara Denizi kıyılarına bakacak olursak Ege Denizi kıyıları kadar olmasa da girinti ve çıkıntıların var olduğunu görürüz. Ancak Güney Marmara kıyıları kuzeye göre daha girintili çıkıntılıdır. Bölgedeki en belirgin girintiler İzmit, Gemlik, Erdek ve Bandırma’dır. En belirgin çıkıntılar ise Gelibolu, Çatalca, Kocaeli ve Kapıdağ yarımadalarıdır. Ulubat, Sapanca ve Manyas gölleri Marmara Bölgesi’nin gölleridir.

                                                     Akdeniz  Bölgesi

 

 

 

 

 

 

 

Genel olarak engebeli yapıya sahip olan bölgede kıyı boyunca uzanan Toros Dağları dikkat çeker.

Toros Dağları Batı, Orta ve Güneydoğu Toroslar olmak üzere üçe ayrılır. Torosların üzerinde Geyik, Balkar, Aladağlar, Tahtalı, Binboğa ve Nur dağları vardır.

Akdeniz Bölgesi'nde kıyıya paralel olarak uzanan dağlar Akdeniz kıyıları ile iç kesimler arasındaki ulaşımı güçleştirir. Ulaşım ancak bazı geçitlerden sağlanır. Bunlardan bazıları, Gülek Boğazı, Sertavul Geçidi, Çubuk Boğazı'dır.

Bölgedeki Silifke ve Çukurova, delta ovalarıdır. Seyhan ve Ceyhan nehirleri Çukurova'yı, Göksu Nehri de Silifke Ovası'nı oluşturmaktadır.

Yurdumuzun en çok göle sahip olan bölgelerinden biri Akdeniz'dir. Beyşehir, Eğridir, Burdur ve Acı Göl bu bölgededir.

Taşeli ve Teke platoları da Akdeniz Bölgesi'ndedir.

                                                   Ege Bölgesi

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Bir kıyı bölgesi olan Ege Bölgesi'nin yeryüzü şekilleri incelendiğinde dağların denize dik olarak uzandığı görülür. Bu dağlar, Emir, Murat, Boz, Yunt, Aydın ve Madra dağlarıdır.

Ege Bölgesi'nde kıyıya uzanan dağların arasında çöküntü alanları akarsular tarafından alüvyonlarla dolması delta ovalarının oluşmasını sağlamıştır. Bu ovalar, Büyük Menderes, Küçük Menderes, Gediz ve Bakırçay'dır.

Ege kıyılarında dağların uzanış biçimi bu kıyılarda belirgin yarımadalar oluşturmuştur. Bunlar Urla, Bodrum, Biga, Datça yarımadalarıdır. Bu yarımadaların yanı sıra körfezler de oluşmuştur. Bölgenin körfezleri, kuzeyden güneye doğru Edremit, Çandarlı, İzmir, Kuşadası, Güllük ve Gökova'dır.

 

                                           
                                                İç Anadolu Bölgesi

 

 

 

 

 

 


    İç Anadolu Bölgesi, etrafı dağlarla çevreli olduğundan bir çanak görünümündedir. Bölgenin başlıca dağları Sündiken, Sivrihisar, Hınzır, Tecer ve Elmadağ'dır. Ayrıca bölgede sönmüş volkanik dağlar da bulunur. Bunlar, Karacadağ, Karadağ, Hasan, Melendiz ve Erciyes dağlarıdır.

Yurdumuzun en büyük ikinci gölü olan Tuz Gölü bu bölgemizdedir.

İç Anadolu Bölgesi'nde geniş platolar vardır. Cihanbeyli, Obruk, Haymana, Bozok ve Uzunyayla platoları bunlardandır.
           Eskişehir ve Konya ovaları bölgenin geniş ovalarındandır.

 

                                                              Karadeniz Bölgesi

 

Kıyı bölgelerimizden biri olan Karadeniz Bölgesi'nde Kuzey Anadolu Dağları sahil boyunca uzanır. Bu dağlar birbirine paralel olarak uzanan birkaç sıra halindedir. En yüksek yeri Kaçkar Doruğu'dur. Orta Karadeniz, Kuzey Anadolu dağlarının yükseltisi en az olan bölümüdür. Orta Karadeniz bölümündeki dağlar, iç kesimlerle Karadeniz kıyıları arasındaki ulaşıma olanak sağlar. Karadeniz Bölgesi'ndeki dağ sıralarını Küre, Bolu, Ilgaz ve Köroğlu dağları oluşturur.

Bölgedeki Bafra, Çarşamba ovaları delta ovalarıdır.

Not:  Karadeniz Bölgesi'nden Doğu Anadolu Bölgesi'ne geçişte Kop Geçidi kullanılır.

 

                                          Doğu Anadolu Bölgesi

 

 

 

 

 

 

 

Yurdumuzda yükseltisi en fazla olan bölgedir. Kuzey Anadolu dağları ile Toroslar birbirine çok yaklaşır. Ayrıca bu dağ sıralarının içinde olmayan fakat aralarında yer alan başlıca dağlar, Karasu - Aras, Mercan ve Allahuekber dağlarıdır. Ağrı, Süphan, Nemrut ve Tendürek dağları bölgedeki sönmüş yanardağlardır.

Erzurum - Kars Platosu bölgenin yüksek düzlüklerindendir.

Bölgenin ovalarından başkaları Erzurum, Erzincan, Pasinler, Elazığ, İğdır ovalarıdır.

            Ağrı Dağı'nın yüksekliği 5137 metredir. Türkiye'nin en yüksek dağıdır.

Van Gölü Türkiye'nin en büyük gölüdür. Yüzölçümü 3713 km2 ve denizden yüksekliği 1646 metredir. Göl içinde irili ufaklı dört tane ada vardır. Nemrut Dağı'nın patlaması sonucu oluşmuştur.

                                             
                                                        Güneydoğu Anadolu Bölgesi

 

 

 

 

 

 

Yeryüzü şekilleri bakımından sade bir bölgemizdir. Bölgedeki yükseltiler Karacadağ, Mardin  Eşiği 'dir . Karacadağ, sönmüş volkanlardan biridir.

Yüksekliği fazla olmayan Şanlıurfa, Adıyaman ve Gaziantep platoları vardır.

Ülkemizdeki Akarsular

Yurdumuz, yeryüzü şekillerine bağlı olarak akarsular bakımından oldukça zengin bir ülkedir. Yurdumuzdaki akarsuların çoğu sularını ülkemizin çevresindeki denizlere boşaltır. Yurdumuzda doğup sularını ülkemiz dışındaki denizlere boşaltan akarsularımız da vardır. Bazı akarsular da kaynağını başka ülkelerden alarak ülkemizdeki denizlere dökülmektedir. Bu akarsuları inceleyelim:

Marmara Denizi'ne dökülen akarsular: Susurluk, Gönen Çayı

Ege Denizi'ne dökülen akarsular: Gediz, Büyük Menderes, Küçük Menderes.

Akdeniz'e dökülen akarsular: Asi, Göksu, Seyhan, Ceyhan, Dalaman, Manavgat Çayı.

Karadeniz'e dökülen akarsular: Yeşilırmak,Kızılırmak, Çoruh, Yenice, Sakarya, Bartın Çayı.

Ülkemizde doğup, ülkemiz dışında denize dökülenler: Dicle, Fırat - Basra Körfezi'ne dökülür.

Kura, Aras - Hazar Denizi'ne dökülür.

Sınırlarımız dışında doğup ülkemizde denize dökülenler: Asi - İskenderun Körfezi'ne dökülür.

Meriç - Ege Denizi'ne dökülür.

Akarsularımız üzerinde çok sayıda baraj yapılmıştır. Bu barajlardan bazıları şunlardır:

Akarsular

Barajlar

• Dicle

Karakaya

• Fırat

Keban, Atatürk,

 

Karakaya

• Sakarya

Hasan Polatkan,

 

Gökçekaya

• Kızılırmak

Hirfanlı, Kesikköprü, Altınkaya

 

 

• Manavgat

Oymapınar

• Seyhan

Seyhan, Çatalan

• Ceyhan

Aslantaş, Ceyhan I - II

• Yeşilırmak

Ayvacık, Almus, N.Uğurlar

 

 

• Gediz

Demirköprü

• Büyük Menderes

Kemer, Adıgüzel

 

İklim ve İnsan Faaliyetleri

Karasal İklim

Deniz etkisinden uzak olan iç kısımlarda görülen iklim tipidir. Yazlar sıcak ve kurak, kışlar soğuk ve kar yağışlı geçer. Yaz ve kış mevsimleri arasındaki sıcaklık farkı oldukça yüksektir.

                                                                  Yurdumuzda iklim Çeşitleri

Karadeniz İklimi:Karadeniz kıyıları boyuncagörülür. Her mevsim yağışlıdır.Yazlar serin, kışlar ılık geçer, ikliminözelliği bölgenin batısındandoğuya doğru gidildikçe dahabelirginleşmesidir.

 

 

 

Akdeniz İklimi Yurdumuzun Akdeniz ve Ege kıyılarında etkisini gösterir. Yazları sıcak ve kurak, kışları ılık ve yağışlıdır. Bu iklim tipinin hakim olduğu yerlerde don olayları az görülür.

 

 

Yurdumuzda farklı iklim tiplerinin oluşmasında en önemli etkenler; ülkemizin ılıman iklim kuşağında olması, üç tarafının denizlerle çevrili olması, yüksek bir ülke olması ve ülkemizde yükseklik farklılıklarının görülmesidir. Denizlerden gelen ılık ve yağışlı hava kıyılarımızı etkiler ancak kuzey ve güneyde kıyıya paralel uzanan yüksek dağlar nedeniyle ılıman hava iç kısımlara giremez.

Yurdumuzda Ege ve Akdeniz kıyılarınızda Akdeniz iklimi, Karadeniz kıyılarınızda Karadeniz iklimi, iç kısımlarda ise karasal iklim görülür. Marmara Bölgesi'nde belirgin olmamakla birlikte güney kısımlarında Akdeniz, kuzey kısımlarında Karadeniz ikliminin etkileri görülür. Trakya'nın iç kısımlarında ise karasal iklim görülür.

İklimin bitki örtüsü üzerinde etkisi vardır.

Karadeniz Bölgesi'nde dağların denize bakan yamaçları gür ormanlarla kaplıdır. Deniz seviyesinden itibaren yükseklere doğru geniş yapraklı, karışık ve iğne yapraklı ağaçlardan oluşan ormanlar görülür. Dağların en üst kısımlarında çayırlar görülür. Akdeniz ikliminin tipik bitki topluluğu makidir. iç kısımlarda ise bozkırlar görülür. iç kısımlarda ağaç ve orman, ya akarsu kenarlarında seyrek olarak veya insanların ulaşamadığı dağların yüksek kısımlarında görülür.

İklim, insanların yaşam biçimlerini etkiler. Sert iklime sahip olan bölgelerde evlerin yapı malzemesi, şekli farklıdır. insanlar kalın giyecekler giyerler. Binalarda çeşitli ısıtma ve soğuktan korunma yöntemleri kullanılır. Sıcak iklime sahip olan yerlerde ise sıcaktan korunmak için çeşitli yöntemler uygulanır.

iklim, insanların yaşam biçimi kadar ekonomik faaliyetleri de etkiler. Ayrıca bir bölgedeki ekonomik faaliyetlerin şekillenmesinde yeryüzü şekillerinin de etkisi çoktur. Örneğin, ülkemizin kıyı bölgelerinde balıkçılık, iç kesimlerde tarıma elverişli alanlarda tarım, dağlık alanlarda da ticaret yapılır.

Coğrafi Özellikler ve Yerleşim

Sınırları belirlenmiş bir alanda yaşayan insanlar vardır ki bunların sayısına nüfus denir. Birçok ülkeye göre yurdumuzda nüfus artış oranı oldukça yüksektir. Bu artış insan gücü bakımından sevindirici olabilir. Ancak, ülke kaynakları yeterli olmazsa, bölge aynı derecede hızla kalkınamazsa sonuç olumsuz olur. Ülkemizin nüfusu genelde büyük yerleşim alanlarında, verimli ovalarda, maden işletilen yataklar çevresinde ve turizm alanlarında endüstri, ulaşım ve ticaretin yoğun olduğu yörelerde toplanmıştır.

insanlar yerleşmeye uygun alanlarda otururlar. Bir yerin iklimi, toprağının verimliliği, yer altı zenginlik kaynakları ve ticaret yollarının üzerinde olması yerleşimine etki eder.

Yurdumuzda yerleşmeyi kır yerleşimi ve kent yerleşimi şeklinde ikiye ayırabiliriz. Kır yerleşimleri nüfusun az olduğu yerlerdir. Buralarda geçim kaynakları genelde tarım, hayvancılık ve orman ürünleri ile el sanatlarıdır.

Kır yerleşiminin en önemlisi köydür. Köyden küçük yerleşimler de vardır. Bunlar mahalle, çiftlik, kom ve mezradır. Kom, oba, dam hayvancılık yapılan yerlerde hayvanları korumak için kurulur. Mezra ise tarım yapılan köyden küçük yerdir.

Kentlerde nüfus yoğundur. Buralarda sanayi kuruluşları, kamu kuruluşları ve sanat faaliyetleri vardır.

Ayrıca ticaretin yoğun olması nedeniyle çarşı ve pazarlar çok ve gelişmiştir. Büyük ticaret merkezleri vardır. Ulaşım da çok gelişmiştir.

Cumhuriyetimizin ilk yıllarında yurdumuzda köylerde yaşayanlar şehirlerde yaşayanlardan fazla iken, bugün göçler nedeniyle şehirlerde yaşayanlar köylerde yaşayanlardan çoktur. Kentlerimizin sayısı ve nüfusu da sürekli artmaktadır.

Köylerde nüfusun artışı nedeniyle toprağın sürekli parçalanması ve azalması işsiz kalan insanların şehirlere göç etmesine neden olmuştur.

Yurdumuzda nüfus çokluğunun ülke savunmasında, iş gücü sağlanmasında, gelişmede yararı vardır. Ancak hızlı nüfus artışının zararları ve ortaya çıkardığı problemler de vardır. Bunlar beslenme, barınma, işsizlik, eğitim, sağlık sorunlarıdır. Bunun yanında aşırı nüfus artışı iç ve dış göçlere ve büyük şehirlere akına, gecekondu sorununun ortaya çıkmasına neden olur.

Yurdumuzda verimli ovalar, madenciliğin ve endüstrinin geliştiği yerler, ticaretin ve turizmin canlı olduğu yerler nüfusun da yoğun olduğu yerlerdir. İklimin kurak, toprakların verimsiz olduğu yöreler ve dağlık yerler ise tenhadır.

 

 

Doğal Ortam ve İnsanlar

Doğal çevre, insan etkisi olmadan oluşmuş ortamdır. insan, hayvan ve bitki toplulukları doğal çevrenin canlı varlıklarıdır. Hava, su, toprak, yer altı kaynakları da doğal çevrenin cansız varlıklarıdır. Doğal çevrede canlı ve cansız varlıklar arasında sürekli etkileşim vardır.

İnsanlar doğal çevredeki kaynaklardan yararlanırlar. Kaynakların bilinçsizce kullanılması, tahrip edilmesi doğal dengenin bozulmasına neden olur. Örneğin, fabrika atıklarının akarsu ve denizlere bırakılması suda yaşayan canlıların yok olmasına neden olur. Yine, arazilerin yanlış kullanılması, orman alanlarının yok edilmesi doğal dengenin bozulmasına neden olur.

İnsanların bilinçsizce davranması sonucu çevre kirliliği oluşur ve doğal çevre yok olur.

Ülkemizde doğal güzellikler ve tarihî kalıntılar iç içedir. Tüm bunlar bizlere yüzyıllarca önceden bırakılmıştır. Bizlere düşen çok önemli görevlerden biri de bulunduğumuz çevreyi korumak ve güzelleştirmek, bu çevreyi geleceğe güvenli olarak teslim etmektir.

En az bir ağaç dikelim ve ormanlarımızı koruyalım.

Bugün ormanlarımızın tahrip edildiği yerlerde tabiatın dengesinin bozulduğunu görebiliyoruz. Toprak erozyonu, heyelan ve sel felaketleri ile karşılaşmamız bu nedenledir. O hâlde; büyük bir servet olan, aynı zamanda doğanın dengesini düzenleyen ormanlarımızı çok sevmeliyiz ve onları korumalıyız.

Doğal çevreyi korumak, yok olmasını önlemek için şunlara dikkat etmeliyiz:

Yaşadığımız çevreyi kirletmemeliyiz.

Doğal kaynakları gereğinden fazla kullanmalıyız.

Çevreyi kirleten ve zarar veren ürünleri üretmemeli ya da etkisini azaltıcı önlemler almalıyız.

Orman, yeşil alan ve doğal güzelliklere zarar vermemeli, zarar verenleri uyarmalıyız.

 Hayvan ve bitkilerin canlı olduğunu ve onların yaşama haklarına saygılı olmamız gerektiğini unutmamalıyız.

Doğal Afetler, Coğrafi Özellikler

Doğal afet, insan faktörü olmadan, aniden ve belirli bir süre içinde oluşan doğal yer ve hava hareketleridir. Afetin şiddetine göre üretim, alt yapı, ulaşım, haberleşme gibi alanlarda işleyiş kısmen ya da tamamen bozulabilir.

Doğal afetler yaşadığımız yerin coğrafi yapısından da oluşabilir.

Eğimin olmadığı yerlerde suyun toprağı taşıma gücü azdır. Bu yüzden eğimin çok olduğu yerde toprak erozyonu çoktur.

Bitki örtüsü erozyonu önler veya azaltır.

Tarım alanlarının yanlış kullanılması da erozyona neden olur. Su, eğimle aynı doğrultuda sürülen arazide kolayca kendisi için yol bulur. Önüne kattığı toprağı sürükler.

Selin oluşmasında da coğrafi özelliklerin etkisi vardır. Yamaçlardan aşağıya doğru akan sular birleşerek çoğalır ve akışı hızlanır. Eğimli arazilerin teraslanması gerekir.

Dağlık alanlarda dağın yüksek bir yerinden koparak yuvarlanan büyük kar kütlesi çığı oluşturur.

Doğal afetlerin oluşumunda coğrafi özellikler büyük rol oynar. Ancak insanlarda yerleşim ve yaşama alanlarını belirlerken coğrafi özellikleri ve bu özelliklerin neden olacağı doğal afetleri göz önünde bulundurmalıdır. Örneğin; akarsu kenarında yerleşim yapmak sel felaketi oluşabileceğinden sakıncalıdır.

Doğal Afetler

Deprem: Doğal güçlerin neden olduğu yer kabuğunun titreşim ve sarsıntılarına deprem denir.

Büyük depremler yer kabuğundaki kırık kuşakları (fay hatları) boyunca görülür. Bunlara deprem kuşağı  denir.

Depremleri inceleyen bilim dalına sismoloji, süresini ve şiddetini kaydeden alete de sismograf denir.

Depremler hafif, bazen de oldukça şiddetli olur. Şiddetli depremlerde toprakta derin yarıklar oluşur ve toprak çatlar. Sonucunda barajlar yıkılır, sel baskınlarına neden olur. Bu tür depremlerde can ve mal kaybı fazladır.

Türkiye topraklarının % 92'si deprem kuşağı üzerinde yer alır. Yakın tarihlerdeki Erzincan, Dinar ve Adana, Gölcük, Yalova ve Adapazarı'ndaki depremlerde can ve mal kayıpları olmuştur. Depremlerin ne zaman olacağı önceden bilinemediğinden vereceği zararları azaltmak için önceden gerekli önlemler alınmalıdır.

Bazı önlemleri şöyle sıralayabiliriz:

Deprem bölgelerinde binaların sert topraklar veya kayalar üzerine yapılması

Binaların betonarme ve ahşaptan olması

Binaların iki kattan fazla olmamasına dikkat edilmesi gerekmektedir.

Doğal Afetler ve Yanlış Uygulamalar

Doğal afetler tüm canlıların yaşamını olumsuz yönde etkiler. Kendiliğinden oluşur, bazen büyük zararlar da verir. Ancak doğal afetlerin oluşmasında bazen insanlar da etkilidir. insanlar doğal afeti tek başlarına oluşturmazlar. Fakat oluşumu için bazen bilmeden, bilgisizlikten zemin hazırlarlar.

Örneğin, insanlar yerleşim alanı açmak ve bunun gibi çeşitli nedenlerle orman alanlarını yok ederler. Oysa ormanlar erozyonu önler. Ağaçlar ve bitki örtüsünden yoksun olan bölgelerde toprağın verimli kısmının rüzgâr ya da yağışla sürüklenmesi erozyona yol açar. Yine bitki örtüsünün zayıf olduğu dik yamaçlı alanlarda, toprağın bir bölümü ani olarak yer değiştirir ve heyelan oluşur.

Bu tür uygulamalar doğal afetlere neden olur. Doğal çevreye zarar vermemeliyiz.

Unutmayalım ki doğal afetlerden korunma yollarını bilirsek afetlerin zararlarını en aza indirebiliriz.

İnsanların, toplumların yaşamını etkileyen doğal afetleri tanıyıp bu afetlerden korunma yollarını inceleyelim:

Deprem sırasında evde yapılması gerekenler:

Ø  Daha önceden, içerisinde temel malzemelerin (su, sargı bezi, ağrı kesici, çantanın boyutuna göre içerisine sığabilecek boyutta bir battaniye, kibrit vb. yanıcı bir madde, yer belli edici bir düdük vb.) olduğu bir deprem çantası hazırlanmalıdır.

Ø  Aile bireyleri arasında deprem öncesi, deprem anında ve sonrasında nasıl davranacağımızı belirleyip "Ev Deprem Planı" yapılmalı ve deprem sonrasında aile bireylerinin buluşacağı bir yer belirlenmelidir.

Ø  Ev içerisinde kitaplık, gardrop, TV, avize, vitrin, LPG tüpü vb. kolay devrilebilir ve ağır eşyalar sabitlenmeli, ev içerisinde bir yangın söndürme aleti bulundurulmalı ve kolay erişilebilecek bir yere konmalıdır.

Ø  Deprem esnasında binalarda en tehlikeli yerler; balkon, asansör ve merdivenlerdir. Bu yüzden bunlar sarsıntı sırasında kullanılmamalıdır.

Ø  Üzerimize düşebilecek cisimlerden korunmak için sağlam bir masa altı veya güvenli yerler belirlenmelidir.

Ø  Deprem esnasında evde yere uzanma, başımızı koruma ve güvenilir yerlere sığınmayı öğrenmek gereklidir. Yatak odasındaysak yatağın yanına, mutfaktaysak mutfak tezgahının yanına, oturma odasında veya salondaysak sağlam bir koltuğun yanına, banyo ve tuvaletlerdeysek kapıyı açıp ardından küvet ve klozetlerin yanına ellerimizle başımızı koruyacak şekilde bacaklarımızı göğsümüze doğru çekerek uzanmalıyız.

Ø  Deprem sırasında ocakta ateş varsa en kısa sürede söndürülmelidir. Elektrik, gaz, su şebekelerini kapatmak için vanaların yerleri önceden öğrenilmelidir.

Ø  Kapılar deprem sırasında sıkışabileceğinden yapılabilirse çıkış kapısı açık tutulmalıdır.

Ø  Büyük bir depremden sonra artçı sarsıntıların olacağı unutulmamalıdır; mümkün olan en kısa sürede gerekli emniyet tedbirleri alınıp ev sakin bir şekilde terk edilmeli, durumu belirten bir not bırakılarak önceden belirlenen buluşma noktasına gidilmelidir.

 

Deprem esnasında okulda yapılması gerekenler:

Ø  Okullarda "Deprem Anında Okulu Terk Etme Planı" yapılmalı ve herkesin görebileceği yerlere aşılmalıdır.

Ø  Deprem dersleri programa alınmalı ve deprem öncesi, anı, sonrası eğitimi verilmeli; belirli periyotlarda tatbikatlar yapılmalıdır.

Ø  Deprem anında hemen sıranın altına girilip (Büyük bir deprem esnasında sıralar evrilip hareket edeceğinden sıra yanında çömelerek korunmak mümkün değildir.) sıraya sıkıca tutunulmalı, onunla birlikte hareket etmeye hazır olunmalıdır. Sallantı duruncaya kadar pozisyon korunmalıdır.

Ø  Öğretmenler mümkün olursa kapıyı açık tutmalı, kendilerini de kapı eşiğinde korumaya aldıktan sonra hem koridoru, merdivenleri hem de sınıfın içini kontrol etmelidir.

Ø  Deprem sırasında okulun merdivenlerinden ve varsa asansörlerden uzak durulmalıdır.

Ø  Laboratuvarda vanaların kapatılıp, yanan ocak varsa söndürülüp, masanın altına veya yanına uzanılması gereklidir.

Ø  Deprem sırasında koridordaysak önceden belirlenmiş korunma kolonunun yanına gidip dibine çömelinmelidir.

Ø  Deprem bittikten sonra öğretmenlerin gözetiminde panik yapmaksızın okul terk edilmelidir.

 

Erozyon ve Önleme Çahşmaları

Erozyon; toprağın, suyun veya rüzgârın etkisi ile aşınıp taşınmasıdır.

Toprağın doğal bitki örtüsünden yoksun olduğu hâllerde;

v  Şiddetli yağışlar,

v  Kuvvetli rüzgârlar

v  Arazi eğiminin fazla olması,

v  Toprak örtüsünün zayıf olması erozyona neden olur.

Doğal bitki örtüsünü acımasızca yok eden tek canlı varlık insandır. Bilinçsizce tahrip edilen bitki örtüsü, toprağın erozyona uğrayacak hâle gelmesine nedendir.

Erozyonun başlıca sonuçları;

*       Verimli topraklar akarsularla denizlere ve göllere gider, yok olur.

*       Sürüklenen topraklarla barajlar ve göllerin dipleri dolar, etkinlik süreleri azalır.

*       Tarım alanları çöle dönüşür.

*       İklim değişiklikleri olur.

 

Erozyona karşı gerekli önlemlerin alınmaması yurdumuzun yakın gelecekte çöl olma tehlikesiyle karşı karşıya bırakacaktır. Bu konuda bizlere büyük sorumluluklar düşmektedir.

 

Erozyonu önlemek için;

·         Ormanlar korunmalı, eğimli yerler ağaçlandırılmalı, teraslandırılmalıdır.

·         Eğimli tarlalar enine sürülmelidir.

·         Büyük akarsular üzerinde barajlar yapılarak seller önlenmelidir.

·         Yurdumuzu erozyondan korumak için çeşitli örgütler çalışmalar yapmaktadır.

 

Bunların başlıcaları şunlardır:

TEMA (Türkiye Erozyonla Mücadele, Ağaçlandırma ve Doğal Varlıkları Koruma Vakfı)

ÇEKÜL (Çevre ve Kültür Varlıklarını Koruma Vakfı)

GREENPEACE (Yeşil Barış Örgütü DOĞAL HAYATI KORUMA VAKFI )

 

Sel Baskınları ve Önleme Çalışmaları

 

Şiddetli yağışlar, birden eriyen karların oluşturduğu seller yatağından taşarak su baskınlarına sebep olur. Sel, çevreye büyük zarar verir. Sel baskınları, ormanlarla veya barajlar yapılarak önlenebilir. Yamaçların teraslandırması da etkili bir önlemdir.

 

Toprak Kayması ve Önleme Çalışmaları

 

Yamaçlarda toprak ve taş tabakalarının birdenbire kayarak yer değiştirmesine heyelan (toprak kayması) denir.

Heyelan (toprak kayması) sonucunda birçok canlının yaşamını yitirdiğini biliyoruz. Ülkemizde yer yer toprak kaymaları görülür. Özellikle Doğu Karadeniz Bölgesi'nde bu doğal felaketlere rastlamak mümkündür.

Bunun en önemli sebepleri ise;

·         Bölgenin çok yağış alması,

·         Eğimin çok olması,

·         Toprağın kaymaya elverişli olmasıdır. Tortum (Erzurum) ve Sera (Trabzon) gölleri

heyelan sonucu, toprağın akarsuların ağzını kapaması ile oluşmuşlardır.

 

Çığ ve Önleme Çalışmaları

Dağın tepesinden kopup yuvarlandıkça büyüyen kar kitlelerine çığ denir.

Çığ, can ve mal kayıplarına sebep olur.

Çığ tehlikesini azaltabilmek için;

Ø  Yamaçlara dayanma duvarları yapılmalı ve kazıklar çakılmalıdır.

Ø  Yamaçlar ağaçlandırılmalar.

 

Yangınlar

 

Yangınların en önemli nedeni dikkatsizliktir. Bu dikkatsizlik sonucunda her yıl binlerce hektar orman alanı yok olmakta, can ve mal kayıpları olmaktadır.

 

Yangına engel olmanın en etkili yolu önleyici tedbirler almak ve dikkatli olmaktır.

Devletimiz doğal afetler, büyük yangınlar ve savaşlarda vatandaşların yardımına koşar. Kızılay ve Sivil Savunma Genel Müdürlüğü bu amaçla kurulmuştur.

Yurdumuzda özellikle yaz aylarında orman yangınları oldukça yaygındır. Orman yangınlarına neden olmamak için bizlere düşen önemli görevleri bilmeliyiz. Yurt sevgisinin her şeyden üstün olduğuna inanıp üzerimize düşen sorumlulukları yerine getirmeliyiz.

 

 

 alıntı

The Best betting exchange http://f.artbetting.netby ArtBetting.Net