Siz de unutkanlığınızdan şikâyetçi misiniz?

Mana büyüklerimiz, işlenilen günahların hafızayı körelttiğini dile getiriyorlar. Günah bir virüs gibi vücuda sirayet ediyor. Bu günahlar içinde en tehlikeli olanı ise şehevî hisleri te­tikleyen günahlar. Günümüzde maalesef dört bir taraf cinselliği tahrik edici tablolarla dopdolu.

Günümüzde unutkanlık, pek çok insanın gündelik sorunu. Hafıza uzmanları unutkanlığın ve hafıza zayıflığının artmasını yirminci yüzyılın bir hediyesi olarak dile getiriyorlar. Onlara göre beynin çalışma akışının bloke edilmesi, fazla televizyon seyretme, kontrolsüz hayaller kurma, yoğun stres, zihni yorgunluk gibi şeylerden dolayı beyin kapasitesinin zayıflatılması ve sistemsiz düşünme alışkanlığı gibi etkenler insanlarda unutkanlığa sebep oluyor.

Hastalık belli. Peki çözüm ne? Meselenin dini boyutu itibariyle mana büyüklerimiz unutkanlık hastalığına şifa sadedinde bazı tavsiyelerde bulunuyorlar.

Harama nazardan uzak durulmalı

Mana büyüklerimiz, hafızayı köreltme noktasında işlediğimiz günahların etkili olduğunu dile getiriyorlar. Günah bir virüs gibi vücuda sirayet ediyor. Bu günahlar içinde en tehlikeli olanı şehevî hisleri te­tikleyen günahlar. Sokaklar, meydanlar, gazeteler, dergiler, TV’ler, reklamlar, filmler, internet… derken, hemen hemen her alan cinselliği tahrik edici tablolarla dopdolu.

Bu durumda mümine düşen görev, böylesi ortamlardan uzak durmaya çalışması, isteyerek veya istemeyerek günaha girdiğinde hemen tövbe silgisiyle onları silmesi ve sistemli bir şekilde manevi beslenmesine dikkat etmesidir. Nitekim Rabbimiz Nur Suresi’nin otuzuncu ayetinde gözlerimizi haram manzaralara bakmaktan sakınmamızı emrediyor.

Peygamber Efendimizin bir hadisi de konumuza ışık tutuyor:
“Üç kişi vardır ki, gözleri, kıyamet günü cehennem ateşi görmez. Bunlar:

1. Allah korkusundan ağlayan göz.

2. Allah yolunda nöbet tutan göz.

3. Allah’ın haram kıldığı şeylere bakmaktan sakınan göz.” (Tirmizi, Fedailu’l-Cihad 12; Camiü’s-Sağîr, 2/878)
Bununla beraber, dünden bugüne bazı İslam âlimleri, fazla uykunun beyni hantallaştırdığını, sürekli dolu olan midenin zihne olumsuz yönde tesir ettiğini, sabah kerahetinde uyumanın unutkanlığa sebep olduğunu ifade ediyorlar. Ayrıca zihin kirliliğinin hafızayı zayıflattığına inandıkları için mâlâyânî işlerden, faydasız konuşmalardan ve kontrolsüz hayal kurmaktan uzak kalınmasını tavsiye ediyorlar.

Ezber yapıyor musunuz?

Bir de şu husus var: Hafıza uzmanları zihinsel egzersizlerin hafızayı canlı tuttuğu tespitinde bulunuyorlar. Konuyla ilgili belki de en güzel yol Kur’an-ı Kerim’den ayetler ezberlemek. Zira Allah kelamıyla beslenmiş olan beynin hücreleri başka misafire kapısını aralamayacaktır. Bu şekilde yapılan egzersizler beyni devamlı canlı ve zinde tutacaktır. Ayrıca milli ve dini şiir ezberleri, yerine göre can alıcı nesir ör­nekleri ile vecizelerin ezberleri yapılabilir.

Unutkan­lığın sebebini sadece ma­neviyat ile alakalı meselelere bağlamak doğru değildir elbette. Beynin düzenli ve sağlıklı çalışmasını engelle­yen, yerine göre beyin hücrelerine ulaşan gıda yetersizliği, yaşamış ol­duğu coğraf­yada şahit olduğu olayların ruhunda bıraktığı tesir, belki stres, belki üzüntü, yorgunluk, uykusuzluk vb. daha pek çok sebep ilgili uzmanlar tara­fından araştırılmalı, bu yönde tedaviye gidilmelidir.

SÖZÜN ÖZÜ

1. Unutkanlık, yediden yetmiş yediye pek çok insanın ortak problemi.

2. İşlenen günahlar insana unutkanlık verebilir.

3. Unutkanlık, zayıf bir hafızanın değil, ihmal edilmiş bir hafızanın kanıtıdır.

BİR SORU-BİR CEVAP

Vaktinde kılınmayan namazlar nasıl kaza edilir?

Soru: “Geçmiş yıllara ait kılınmamış pek çok namazım var. Bu namazları hangi zamanlarda ve hangi niyet üzere ödeyebilirim? Kazalarım bitmeden ölürsem yine günahkâr mı kalacağım?”Meryem Özer

Sayısını bilmediği kadar kaza namazı olan bir kimse, borcundan kurtulduğuna kanaat getirene kadar kaza namazı kılmaya devam eder. Kazaya kalan namaz kaç rekâtlı ise kılınan namaz da aynı rekât üzerine kılınır. Yani kaza iki rekâtsa iki rekât, üç rekâtsa üç rekât, dört rekâtsa dört rekât olarak kılınır.

Kişi namazlarını günün üç vakti dışında istediği zaman istediği miktarda kılabilir; ister vakit namazlarının peşine, isterse müsait olduğu her vakitte. Yalnız kılmış olduğu namazlarının hesabını tutmayı unutmamalı ve ömrünün kaza kılmaya yetip yetmeyeceğini düşünmemelidir. Çünkü kişi için önemli olan hatadan dönüş işini onarmaya devam etmesidir. Ömrün yetmemesi durumunda Yüce Allah kulunun hangi hal üzere yaşamına veda ettiğine bakar ve ona merhamet eder inşallah.

Namaz kılınmayan ve kerahet vakitleri olarak da bilinen bu vakit şunlar:

1. Güneşin doğmasından yükselmesine kadar olan zaman ki, bu yaklaşık olarak 40-45 dakikalık bir süredir.

2. Güneşin tam tepe noktasında bulunduğu zaman ki, bu da yaklaşık öğle namazından önceki 10-15 dakikalık süredir.

3. Güneşin batma zamanı, güneşin sararıp, kızarıp çıplak gözle bakılabilecek duruma geldiği vakittir. Bu vakitte sadece günün ikindi namazının farzı kılınabilir.

TEFEKKÜR ATLASI

Van’ın yokuş tırmanan balıkları: İnci kefali

Geçtiğimiz hafta sonu kıymetli arkadaşım Serhat Bey‘in misafiri olarak Van’daydım. Van ilimiz, tabiî ve tarihî güzellikleriyle insanı büyüleyen bir şehir. Hele Van Gölü. Göl, yeryüzünde sadece burada hayat süren inci kefali isimli bir balığa ev sahipliği yapıyor. Bu balık, narin yapısı ve gümüşî rengiyle bir inci tanesini andırıyor. O yüzden balığa bu isim verilmiş.

Van Gölü’nün tuzlu-sodalı suları, inci kefalinin yumurtadan yeni çıkacak yavruları için elverişli değil. Bu sebeple balıklar, bu mevsimde yavrularını dünyaya getirecekleri uygun sulara göç ediyorlar. Balıkların akan suyun tersine tırmanmak için gösterdikleri gayret, insanı hayretler içinde bırakıyor. Buna bizzat ben de şahit oldum. İnci kefallerinin gürül gürül akan suyun tersine yüzmeleri, sıçrayışları insanı derin tefekküre yönlendiriyor.

Akıl sahibi olmayan balıkların oluşturdukları bu muhteşem görsel şöleni İlahi bir ilham üzere yaptıkları o kadar açık ki!


Niçin ve nasıl kardeş olmalıyız?

İslam kardeşliği, ilahî bir lütuf ve kalpleri birleştirip huzura kavuşturan mucizelerle dolu kutsi bir sırdır. İslam kardeşliği; soy sop, ırk, kabile, aşiret, meslek, grup, mezhep üstünlüğü gibi suni değerler üretmeyi ve bunlara kutsiyet yüklemeyi terk etmektir. Cahiliye tortularını çöpe atarak, içimizi kemiren kin, nefret ve kıskançlık duygularından arınmak ve huzur bulmaktır.

Rabbimiz Hz. Âdem’den itibaren bütün peygamberlere üstünlüğün yalnızca iman ve takva ile olacağını bildirmiştir. Ancak takva yarışına girmeyi göze alamayan insan kolaycılığa kaçmış, Allah’ın doğuştan verdiği özelliklere kendince değer ve kutsiyet yükleyerek nefsini bunlar üzerinden değerli kılmaya kalkışmıştır. Böylece tanışma, kaynaşma ve hizmet vesilesi olan ırk, kabile, grup ve mezhepleri ayrılık ve ötekileştirme sebebi yapmıştır.

Kardeşlik zamanı

Efendimizin hayatına baktığımızda O’nun kardeşlik köprüsüyle insanlar arasında bağlar kurduğunu görüyoruz. Asr-ı Saadet’te ortaya konan kardeşliği günümüze anlatmaya çalışırken hangi ifadeleri kullanırsak kullanalım hep bir şeyler yarım kalacak ya da eksik aktarılacaktır. Asr-ı Saadet’te kardeşini sevmeyi imanın gereği sayan mü’minler, Mekke’de ve Medine’de sergiledikleri kardeşlikle Efendimize yakışan bir ümmet olmaya çalışıyorlardı.

Efendiler Efendisi kardeşliği sadece ümmeti arasında yaymakla kalmıyor, kendisine kötülük yapana, canına kastedene dahi kucak açıyordu. Rahmet Peygamberi olduğunu her hadisede gösterdiği adaletli ve hoşgörülü tutumuyla bir kez daha ispatlıyor, çağrısına kulak verenlerin kardeşlik halkasına katılması için gece gündüz çabalıyordu.

Işık Yayınları tarafından okuyucu ile buluşan Hilal ve Abdullah Kara imzasını taşıyan “Kardeşlik Zamanı” isimli kitap, Efendiler Efendisinin (s.a.s.) ashabıyla birlikte yaşadığı kardeşlikten misaller taşıyor günümüze.

BİR AYET

“Rüş­dü­ne erin­ce­ye ka­dar, ye­ti­min ma­lı­na en gü­zel şek­lin dı­şın­da bir sû­ret­te yak­laş­ma­yın. Öl­çü­yü, tar­tı­yı tam ve doğ­ru ya­pın. Biz hiç kim­se­ye gü­cü­nün yet­ti­ğin­den faz­la­sı­nı yük­le­me­yiz. Hak­kın­da ko­nuş­tu­ğu­nuz kim­se, ak­ra­ba­nız bi­le ol­sa, yi­ne doğ­ru­yu söy­le­yin! Al­lah’a ver­di­ği­niz ah­di tu­tun…” (En’am Sûresi, 6/152)

BİR HADİS

Peygamber Efendimiz şöyle buyuruyor: “Hayat şartları sizinkinden daha aşağı olanlara bakınız. Sizden daha iyi olanlara bakmayınız. Bu, Allah’ın üzerinizdeki nimetini hor görmemenize daha uygun bir davranıştır.” Başka bir hadislerinde ise şöyle buyuruyorlar: “Hiçbir kimse, asla kendi kazancından daha hayırlı bir rızık yememiştir.”

ALİ DEMİREL – BUGÜN GAZETESİ

711 kez okundu

YORUM YAZIN